Sürdürülebilirlik, belki de son yıllarda en çok duyulmaya başlanan ve dünya kamuoyunun ortak popüler gündemi haline gelen konu. Bankacılık sistemleri, sanayi ağları ve makro kalkınma planları da bu kavramın ışığında şekillenmeye başladı. Peki ama nedir bu sürdürülebilirlik? Gerçekten iyileştirilebilir mi? Gerçekten ne olduğu tam olarak biliniyor mu?
Bu soruların mutlak cevabını verebilmek öncelikle bir gerçekliği ortaya koyabilmek gerek. Bir olgunun tam olarak iyileştirilebilmesi için onun ölçülebilir olması olmazsa olmazdır. Ölçülebilir olması içinse o olgunun tanımlanabilir olmasına ihtiyaç vardır. Ancak bu tanımın tamamen matematiksel ve yekpare biçimde, yani bir formüle aktarılabilir olması lazım gelmektedir. Çünkü ancak bu şekilde bir olguyu ölçmek, sonrasında iyileştirmek için neler yapılması gerektiğini keşfetmek ve bunlar yapıldığı zaman da gerçekten o olgunun iyileştirilip iyileştirilemediğini takip etmek mümkün olabilir. Işte tüm bu matematiksel gerçekliğin, sürdürülebilirlik kavramı için de net olarak işletilebilmesi büyük önem arz etmektedir. Buradan yola çıkarak, öncelikle yapılması gereken şeyin, sürdürülebilirliğe tamamen ölçülebilir sayısal bir ifade oluşturmak gerektiği bellidir.
Sürdürülebilirliği matematiksel olarak tanımlamak için bu aktiviteyi yakından gözlemlemek faydalı olabilecektir. Bir şeyi, bir kaynağı sürdürmek, onun canlı kalmasını sağlamaktır. Yani o kaynağın değer üretmeye, içindeki potansiyeli çıktıya çevirebilme yetisini sürekli kılmaktır. Bunun için de kaynağın yok olmaması, bir başka ifade ile tükenmemesi gerekmektedir. Dolayısıyla en temel haliyle bir kaynağı sürdürülebilmek, o kaynağı tüketmemektir. Tüketmek yerine o kaynağın taşıdığı potansiyeli iş çıktısına çevirme eylemini ne kadar çok sürekli kılabilirsek, o kaynağı o oranda da sürdürebilmiş oluruz. Pek tabi kaynakların taşıdıkları fayda potansiyellerinin yok olmadan yeni iş çıktılarına dönüşmesi için de israf edilmemesi gerekmektedir. Yani kaynakların artıklaşmasının önüne geçilmesi gerekmektedir. Bir kaynak daha az artıklaşırsa daha çok iş çıktısına dönüştürülebilecektir.
Bu bakış açısına göre sürdürülebilirlik kavramını genişletmek mümkün olabilir: Kaynakların fayda potansiyelleri israf edilmeden ve bu sayede tüketilmeden yeni iş çıktılarına dönüşmeleri sürdürülebilmeleri anlamına gelecektir!
Bu eylem ne kadar sıklıkta başarılabilirse sürdürlebilirliği de aynı düzeyde canlı kılmak, yani sürdürülebilirliği sürdürebilmek mümkün olacaktır. Buna göre, kaynakların israf ve yok olmadan yeni iş çıktılarına dönüşmesi eylemini bir döngü içinde tekrarlanabilir kılmak sürdürülebilirlik eylemini canlı tutmayı sağlayacaktır. Aslında bu eylemin literatürdeki bilinen adı da döngüsel ekonomidir.
Ancak tam da bu noktada unutulmaması gereken bir gerçek var. Bir kaynağı yeni iş çıktıları elde etme eylemini yinelenebilir kılmak, onun başka kaynaklara dönüştürülmesi anlamını taşımakta. Bunun birden çok kaynak için aynı anda gerçekleşmesi ise tüm bu dönüşümlerin iç içe geçmiş girift bir yapıda gerçekleşeceği anlamını taşıyor. Bu da döngüsel ekonominin, tüm kaynaklar için kapsayıcı halde olduğu, iç içe geçmiş bütünsel bir yumağın hayat bulmasıyla eşdeğer olduğu gerçeğini gösteriyor.
Işte tüm bu yumağın toplam performansını ölçen göstergeleri bir araya getirerek ise sürdürülebilirliği tam anlamıyla ölçmek ve iyileştirmek mümkün olabilir:
Birçok kaynağın israf edilmeden başka iş çıktılarına tekraren dönüşme oranının aynı denklemde toparlanması sürdürülebilirliği gerçek anlamıyla ölçebilecek yegane araç olacaktır.
Yazar: Buğra Tekuslu